Connect with us

Genel

Rum asıllı iş adamı Arşimidis nasıl öldü, Demirören’lerle bağlantısı ne, MİT raporlarına olay nasıl yansıdı?

Sedat Peker’in “Babanın Rumların mallarına nasıl çöktüğünü anlatacağım” sözüyle yeniden gündeme gelen Rum iş adamı Arşimidis’in akıbeti ne oldu? Nasıl öldü, MİT ve sıkıyönetim raporlarına olay nasıl yansıdı?

13 Haziran 2021 – 09:00

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in Demirören Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yıldırım Demirören’e “Babanın Rumların mallarına nasıl çöktüğünü anlatacağım” dediği olay merak konusu oldu. Peker’in yeniden gündeme getirdiği olay daha önce de kamuoyuna yansımıştı. Peki, Sedat Peker’in bahsettiği Rum iş insanı kimdi, nasıl öldü, Demirören’lerle bağlantısı ne? İşte tüm detaylar…

1978 yılında Halkalı’da cesedi yakılarak öldürülen Rum iş insanı Arşimidis’in katilinin Yıldırım Demirören’in babası Erdoğan Demirören olduğu iddia edilmişti.

Rum asıllı, Arşimidis Şirketi sahiplerinden bir kişi, İstanbul Halkalı’da yakılarak öldürülüyor. Cinayetin ardından da şirkete Erdoğan Demirören sahip oluyor. Şirkete haksız yere el konmasıyla ilgili şirket temsilcileri tarafından dava açılıyor. Bu dava uzun yıllar sürüyor.

Genelkurmay Başkanlığı’na ait 1982 tarihli belgeye göre, Erdoğan Demirören’in, Arşimidis Şirketi’nin haksız yere mallarının ele geçirilmesinde ve bir tuğla fabrikatörünün ölümünde parmağı olduğu, her iki şirket sahibinin şüpheli ölümlerinin ardından, Erdoğan Demirören, bu şirketlerin tüm mal varlıklarına el koyduğu iddia edilmişti.

İddiaya göre; konu hakkında incelemelerde bulunan MİT ve Başbakanlığa gönderilen belgeler Semra Özal tarafından Demirören ailesine ulaştırılmış ve sümen altı edilmişti.

Şirketin 1970’lı yıllarda gazetelerde reklamları yer alıyor.

Konuyu Mehmet Baransu gündeme getirmişti

KHK ile kapatılan Taraf gazetesinde Mehmet Baransu tarafından gündeme getirilen olay yayınlandığı dönemde çok tartışılmıştı. İhbar mektuplarının içeriğindeki Erdoğan Demirören’in cinayet işlediğine dair iddialar ve biri Rum asıllı iki kişinin mallarına haksız yere el konmasının ciddiyeti üzerine, konu Başbakanlık Milli İstihbarat Başkanlığı’na incelenmek üzere iletiliyor. MİT, konuyla ilgili ilk cevabı yazısını 28 Ocak 1982’de Genelkurmay Başkanlığı’na gönderiyor. MİT’in 8 Nisan 1982’de ikinci bir yazıyı Genelkurmay Başkanlığı’na gönderdiği göndermiş.

Yorgi Papadopulos kimdir?

1960’ların mültimilyoneri Yorgi Papadopulos, Vehbi Koç’tan sonra Türkiye’nin en zengin adamı olarak anılıyordu. Türkiye’deki şirketlerinin yanı sıra Yunanistan’da da gemilere, topraklara sahipti. Niğde’nin Rumlarındandı.

Mina Papadopulos adlı orta halli bir Rum çiftçinin ikisi erkek, üç çocuğundan biriydi. 10 yaşında İstanbul’a gelmiş ve liseyi öğrenimini burada tamamlamış. Fayton parçasının yanında iş hayatına atılmış ve 1930’larda Arşimidis Şirketi’ne memur olarak girip bisiklet parçaları satmaya başlamış. Zamanla şirkete ortak olan Yorgi Papadopulos daha sonra ise şirketin sahibi olmuş.

Fransızca, İngilizce, Alman ve Arapça bilen Papadopulos’un eşi Afroditi’den doğan iki çocuğundan birisi hastalıktan, diğer ise kazada hayatını kaybetmiş. Sonradan Müslüman olup adını değiştiren kardeşi Panayot’un çocukları varis olarak çıkana kadar da Yorgi’nin yakınları olduğundan kimsenin haberi olmamış.

Yorgi Papadopulos’un İsviçde’de öldüğünü FİFA’nın tek Türk üyesi ve Arşidimis’in hukuk müşaviri Avukat Necdet Çobanlı açıklamıştı.

Yorgi Papadopulos ardından dönemin parasıyla 3 trilyonu bulan miras bıraktığı ve varislerinin bu parayı almak için 20 yıl uğraştığı belirtiliyor.

Konuyu dönemin Sıkıyönetim Komutanlığı da inceliyor

Genelkurmay Başkanlığı, MİT’in yanı sıra konuyu incelemek üzere 1. Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı’na da yazı gönderiyor. 1. Ordu Komutanlığı’ndan ilk yazı 6 Nisan 1982’de Genelkurmay Başkanlığı’na ulaşıyor. İkinci cevap yazısı ise 16 Temmuz 1982’de Ankara’ya, Genelkurmay’a geliyor.

Genelkurmay Başkanlığı her iki kurumdan gelen dört cevap yazısının ardından, 20 Ağustos 1982 tarihinde “Başbakanlık Makamı’na” iki sayfalık bir yazı gönderiyor. Yazının konu başlığı “Arşimidis Şirketi Hakkında.” Bu iki sayfalık resmî yazıya, ihbar mektupları, MİT ve 1. Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı’nın cevap yazıları da ekleniyor.

MİT ve 1. Ordu Komutanlığı tarafından açıklanan belgelerde, Erdoğan Demirören’in aklandığına dair ifadelerin yer almadığına işaret edilmişti. Buradan da ihbar mektubundaki iddiaların “yalanlanmadığı”, olumsuz bir cevap verilmediği anlaşılıyor. Genelkurmay Başkanlığı 20 Ağustos 1982 tarihinde Sıkıyönetim Koordinasyon Başkanı Nevzat Bölügiray imzasıyla Başbakanlık Makamına gönderdiği iki sayfalık belgede şu satırlara yer veriyor:

“Genelkurmay Sıkıyönetim Koordinasyon Başkanlığı’na gönderilen ihbar mektubundaki, Arşimidis şirketinin hileli yöntemlerle ele geçirildiği iddiası üzerine konunun ilgi (b) ile 1 inci Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı’nca incelenmesi istenmişti.

Arşimidis Şirketi ile ilgili olarak alınan ilgi (c) duyumdan ise; (2 inci ihbar mektubu kastediliyor) Bu şirket yöneticilerinin Ermeni olayları ile ilişkisinin bulunduğu, sahip oldukları Londra Divan Oteli’nde Ermeni militanları barındırdıkları, Paris, Cenevre ve Newyork’ta çok güçlü olan sermayelerini bu amaç için kullandıkları, Türkiye’de de çok büyük bir sermaye potansiyeline sahip olan bu kişilerin, yargı organlarını bile kendi amaçları doğrultusunda saptırdıkları, hatta çok üst kademedeki asker kişiler ile ilişki kurarak yolsuzluklarını güvence altına aldıkları,

Genelkurmay Sıkıyönetim Koordinasyon Başkanlığı’nın 24 Şubat 1981 tarihli 7 numaralı bildirisiyle haklarında yurda dön çağrısı bulunan Avukat Necdet Çobanlı ve eşi Belma Çobanlı’nın, (Bu kişiler aynı zamanda Erdoğan Demirören’in de avukatları. Bunlar üzerinden şirkete el konuyor) özel konumlarına güvenerek yurda döndükleri, yetkili savcıya rüşvet vermek suretiyle haklarında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesini sağladıkları,

Erdoğan Demirören’in ise Camgaz Şirketi sahibi Metim Camgaz ve tuğla fabrikatörü olan kayınbiraderinin şüpheli ölüm olaylarında parmağı olduğu, ölüm olaylarından sonra bu kişilerin şirketlerini ele geçirdiği öğrenilmiş olup, konunun Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı’nca incelenmesi istenmişti,

Konunun önemi ve özelliği nedeniyle, sağlıklı bir sonuca varabilmek için MİT, 1. Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı’ndan gelen cevabi yazıların da dikkate alınarak konunun incelenip, sonucunun Genelkurmay Başkanlığı’na bilgilendirilmesi emir ve tensiplerinize arz ederim.

Sıkıyönetim Koordinasyon Başkanı Nevzat Bölügiray”

Kripto yahudi Semra Özel devreye giriyor

MİT ve 1. Ordu Komutanlığı’ndan gelen yazıların ardından, dönemin Sıkıyönetim Koordinasyon Başkanı, Genelkurmay Başkanlığı adına, Başbakanlık’a bir yazı gönderiyor. Yazıya, tüm iddialar, ihbar mektupları, MİT ve 1. Ordu’dan gelen cevabi yazılar da ekleniyor. Belgenin Başbakanlığa ulaşmasının ardından, Turgut Özal’ın eşi Genelkurmay Başkanlığı’ndan gelen “Gizli” damgalı, “Kişiye Özel” bu belgeyi, Başbakanlık’taki masada görüyor. Başbakanlık Makamına yazılan belgeyi kimseye haber vermeden gizlice alıyor. Ardından da Erdoğan Demirören’in kız kardeşine bu belgeyi veriyor. Belgeyi Semra Özal tarafından alındığına resmi bir tutanak da tutulmuş. El yazısı Erdoğan Demirören’in kız kardeşine ait. Başbakanlığa giden resmî belgenin arkasına bu not düşülmüş. Kardeş Demirören, ağabeyi Erdoğan Demirören’e gönderdiği belgenin arkasına şu notu düşmüş: “Bu belgeyi Semranım bana verdi. Başbakanın önüne okusun diye konmuş, o da görmüş almış. Bana verdi. Senin düşmanın olan biri koydurmuş. Özal’a okutmamış.”

Konu MİT raporunda da yer aldı

MİT yetkilisinin bahsettiği rapor, Turgut Özal’ın Başbakanlığı döneminde kamuoyuna yansıyan, tartışmalara neden olan ve Mehmet Eymür’ün sık sık gündeme getirdiği rapor. O raporda, Arşimidis Şirketi’yle ilgili şu ifadelere yer verilmiş: “Aynı tarihlerde intikal eden bilgilere göre Nuri Gündeş’in (MİT İstanbul eski Bölge Müdürü) Erdoğan Demirören’in Arşimidis işini kapattırdığı.”

MİT, belgeleri imha etmiş

MİT yetkilisi, Demirören’le ilgili arşivlerdeki belgelerin zaman içinde imha edildiğini belirterek, “Bu haber yayınlandığında iddialarla ilgili ne ‘evet’, ne ‘hayır’ deriz.” Bu cümlenin ne anlama geldiğini sorduğumuzda, gülümseyerek “Siz de biz de ne anlama geldiğini çok iyi biliyoruz” yanıtını verdi.

Devamını okuyun
Yorum yapmak için tıklayınız

Bir yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Amerika

Kansere neden olduğu için ceza alan ABD’li şirket Johnson & Johnson’dan iflas oyu

16 Ekim 2021 – 20:56

ABD’li ilaç şirketi Johnson & Johnson’ın kansere yol açan bir madde içermesinden dolayı 2.1 milyar dolar ceza alan bebek pudrasını devrettiği şirket, iflas başvurusu yaptı.

Johnson & Johnson yetkilileri, LTL Management adlı yan şirket kurarak, kansere yol açan bir madde içeren bebek pudralarına kesilen 2.1 milyar dolarlık ceza tutarını şirkete aktardıktan sonra iflas başvurusu yaptıklarını duyurdu.

Kuzey Karolina eyaletinde yapılan iflas başvurusunda LTL Management’ın pasif borçlarının 1 ila 10 milyar dolar gösterildiği belirtildi.

Başvuruda Johnson & Johnson ve Aveeno ya da Neutrogena gibi yan şirketlerin bulunmadığı bildirildi.

Şirket, yayınladığı açıklamada bebek pudrası ile ilgili tüm davaların iflas başvurusunun sonucunu bekleyeceğini, yapılacak ödemelerin miktarına ve zamanına iflas mahkemesinin karar vereceğini açıkladı.

Açıklamada, LTL Management şirketini kurarak iflas başvurusu yapmanın sorumluluklardan kaçmak anlamına gelmediğini, pudrayla ilgili davaları sonuçlandırmanın en doğru yolu olduğunu savunuldu.

Johnson & Johnson’a dava açan kadınların avukatlığını üstlenen Linda Lipsen ise şirketin bu adımını “hukuk sisteminin insafsızca kötüye kullanımı” olarak nitelendirdi.

ABD’de birçok kadın, Johnson & Johnson’ın asbeste yakın bir mineral olan ve çoğu zaman aynı kaynaktan çıkartılan talk içeren pudraları nedeniyle yumurtalık kanserine yakalandıklarını iddia ederek şirketi dava etmişti.

ABD yönetiminin desteği ve 250 bin kadının katılımıyla gerçekleşen bir araştırmada talk pudrasını yumurtalık kanseriyle bağlantılı olduğuna dair güçlü bir kanıt bulunamamış ancak araştırmanın yazarı sonuçların belirsiz olduğunu vurgulamıştı.

Tamamını okuyun

Genel

Su ve gıda ile bulaşan yeni salgın: Norovirüs

12 Ekim 2021 – 17:48

Su ve gıda yolu ile bulaşan ‘norovirüs’ vakalarını değerlendiren KLİMİK Derneği Başkanı Alpay Azap, bu virüsün çoğunlukla su ve gıda ile bulaştığına işaret ediyor. Norovirüsü yaşayanlar ise, birkaç saat içerisinde halsizleşip 5-6 günde bile atlatamadıklarını anlatıyorlar.
Kusma, ishal ve karın ağrısı gibi belirtilerle acil servislere başvuran kişilerin sayısı arttı. Mide-bağırsak enfeksiyonlarına ilişkin son dönemde en sık ‘norovirüs’e rastlanıyor.

Azap, artışa geçen norovirüs belirtilerini ise şöyle sıralıyor:


“İlk belirtiler bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishal şeklinde. Bazı virüslerde kusma bazılarında ishal daha ön planda. Sadece Ankara’da değil, farklı illerden meslektaşlarımızdan aldığımız bilgilere göre ülkemizin pek çok bölgesinde son bir ay içerisinde kusma-ishal şikayetleriyle başvurularda artış var. Salgın olarak nitelendirmek için daha önceki yıllarda gördüğümüzden, bir başka ifade ile beklenenden, çok daha fazla olgu görmek gerekir. Şu an için bu boyutta bir artış olduğunu söyleyemeyiz. Kusma-ishal yapan virüsler belli dönemlerde artış gösterir. Yılın farklı dönemlerinde farklı virüsler daha ön plandadır. Örneğin Norovirüs daha çok kış aylarında görülür ve hatta bu nedenle kış kusma hastalığı olarak da isimlendirilir. Mevcut artış bu kapsamda değerlendirilebilir.”


‘1-2 saat içerisinde çok bitkinleştirdi’


Geçen hafta mide bulantısı ve kusma şikâyetiyle hastaneye başvuran Beyza Tekkol “Çok kısa sürede ishal ve mide bulantısı başladı. 5-6 kez üst üste kustum, 15-20 dakika aralıklarla. Vücudum 1-2 içinde çok bitkinleşti. Hastanede serum bağladıklarında kendime gelebildim. Kan tahlili sonucunda kanımda çok yüksek seviyede enfeksiyon çıktı” dedi.


5-6 gün geçmesine rağmen toparlayamıyorum’


Benzer semptomlarla acil servise giden Ersegün Özcan ise “Çok şiddetli mide bulantısı yaşadım. 2-3 gün içerisinde geçmeyince endişelendim. Hastanede serum verildi. Rahatsızlığımın üzerinden 5-6 gün geçmesine rağmen toparlanamıyorum” ifadelerini kullandı.


Su ve gıda ile bulaşıyor


KLİMİK Derneği Başkanı Alpay Azap, özellikle kapalı alanların virüs için elverişli olduğuna vurgu yapıyor:


“En sık norovirüslerle karşılaşsak da rotavirüs, enterovirüsler ve adenovirüsler mide-bağırsak enfeksiyonlarına yol açabilirler. Bunların ortak özelliği su ve gıdalarla insanlara bulaşmalarıdır. Genellikle hasta insanların dışkıları ile dışarı atılan virüsler su ve gıdaları kirleterek sağlıklı kişilere bulaşırlar. Bu nedenle su ve gıda temizliğinin yeterince uygulanmadığı durumlarda olgu sayılarında artışlar görülür, kapalı topluluklarda özellikle kreş, okul, yurt, seyahat gemisi gibi yerlerde, küçük çaplı salgınlar yaparlar.”


Enfeksiyonlar neden bu yıl daha fazla?


Prof. Dr. Alpay Azap mide-bağırsak enfeksiyonlarının özellikle son dönemdeki artışını hem ‘mevsimsel’ olarak açıkladı hem de daha kritik bir sebebe vurgu yaptı:


“Son bir ayda sürekli yukarı doğru çıkış göstermemekle birlikte stabil olarak artmış vaka sayısı söz konusu. Bu yıl daha dikkat çekici olmasının sebebi Kovid-19 salgını. Geçen sene Kovid-19 salgını nedeniyle alınan kapanma önlemlerinin, toplumun hastalık korkusu ile temizlik kurallarına çok daha fazla uyması nedeniyle nezle, grip, ishal gibi pek çok bulaşıcı hastalığı çok çok az gördük. Bu hastalıklara neden olan virüsler toplumda dolaşmadığı için bağışıklığın genel olarak azaldığını düşünüyoruz. Bu sene insanlarımız temizlik kurallarına geçen seneye göre çok daha az uyum gösteriyor, kalabalık ortamlar, yeme içme mekânları da açık. Bu nedenle bu sene hem solunum yolu hem de sindirim sistemi enfeksiyonlarında artış bekliyoruz.”

Tamamını okuyun

Çin

Komünist Çin’in Uygur Türklerine mezalimini, bizzat eski bir işkenceci anlattı

5 Ekim 2021 – 17:05

İşgal ettiği Doğu Türkistan’da uzun bir süredir Uygur Türklerine soykırım uygulayan Çin’in toplama kamplarında işlediği insan hakları ihlallerine ilişkin bir itirafçı daha ortaya çıktı.

Toplama kamplarında çalıştığını belirten ve gerçek ismi yerine sadece Jiang olarak anılan eski işkenceci, Uygur Türklerine uygulanan işkenceleri anlattı.

CNN’e açıklama yapan eski işkenceci, Uygur Türklerinin evlerine şafak baskınları düzenlediklerini “Onları gece vakti şiddet kullanarak yakalıyorduk. Eğer bir bölgede 100 tane olduğunu biliyorsak onların hepsini yakalamamız gerekiyordu” sözleriyle anlattı.

CNN’e toplama kamplarında yaşananları anlatan Jiang, “Onları yere düşene ve vücutları şişene kadar tekmeliyor ve dövüyorduk. Yerde ağlayana kadar devam ediyorduk. Sorgu süreci kapsamında yakalanan her yeni Uygur Türkünü dövüyorduk. Kadın, erkek ve 14 yaşına kadar çocuklar da buna dahildi” diye konuştu.

Toplama kamplarına attıkları soydaşlarımızı tavandan asarak elektrik verdiklerini ve cinsel saldırıda bulunduklarını belirten Jiang, “Onlara yemek ve su verilmiyordu ve bazen günlerce uyanık kalmaya zorlanıyorlardı. Herkesin farklı bir metodu vardı. Bazıları levye kullanıyordu diğerleri de üzerinde asma kilit olan demir zincir” dedi.

“Bunlar Sıradan İnsanlardı…”


Kamplara kapatılan insanların “terör” suçu işledikleri iddiasıyla yakalandıklarını belirten Jiang, “Fakat bu kişilerin hiçbirinin suç işlediğini sanmıyorum. Bunlar sıradan insanlardı” ifadelerini kullandı.

Röportaj verdiği CNN’e polis üniformasını, işkence fotoğraflarını ve videolarını gösteren Jiang kamplarda çalışan bazı kişilerin bunu iş olarak gördüğünü belirterek “Fakat bazıları psikopattı” şeklinde konuştu.

Polis olarak 10 yılı aşkın süre görev yaptıktan sonra toplama kampında görevlendirildiğini belirten Jiang, “Her görevlinin bir kotası vardı. Dolayısıyla bütün polisler ve görevliler Uygur Türklerini yakalamak için tetikteydi. Herkesin hedefini tutturması gerekiyordu” diyerek Çin zulmünü anlattı.

Elektriği Cinsel Organlarına Veriyorduk”


Köylerdeki ağaların ya da muhtarların düzenledikleri toplantılarda köylerde yaşayan tüm Türkleri yakaladıklarını belirten Jiang, “Tek bir yılda 900.000 Uygur ya da diğer azınlıklardan insanın yakalandığını biliniyordu. Eğer polisler de bu sürece dahil olmak istemezlerse onlar da hapse atılıyordu” ifadelerini kullandı.

Toplama kamplarına kapatılan Uygur Türklerine elektrik verdiklerini belirten Jiang, “Elektriği cinsel organlarına veriyorduk” dedi.

Uygur Soykırımı


Çin’in işgalci olarak bulunduğu Doğu Türkistan’da 2014’ten bu yana sürdürdüğü Uygur Soykırımı, Hollanda, İngiltere, Kanada, ABD gibi birçok ülke tarafından resmi olarak tanınıyor.

Uluslararası insan hakları örgütlerinin raporlarına göre 1 ile 3 milyon Uygur, Kazak, Kırgız ve Özbek Türkü toplama kamplarında tutuluyor ve bu kamplarda tutulan esirler sistematik olarak işkence, tecavüz ve köleleştirmeye tabi tutuluyor.

Bunun yanında Uygur Türklerini hedef alan sistematik soykırımı durdurmasına yönelik çağrılara “radikal İslamcı terörizmle mücadele ettikleri” iddiasıyla yanıt veren ÇKP, terör örgütü Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesi halinde kurulacak olan hükümeti tanıyacağını açıkladı. Bu durumda Çin, terör örgütü Taliban’ın kuracağı sözde hükümeti tanıyan ilk ülke olacak.

Tamamını okuyun
Advertisement
Amerika2 gün önce

Kansere neden olduğu için ceza alan ABD’li şirket Johnson & Johnson’dan iflas oyu

Genel6 gün önce

Su ve gıda ile bulaşan yeni salgın: Norovirüs

Çin2 hafta önce

Komünist Çin’in Uygur Türklerine mezalimini, bizzat eski bir işkenceci anlattı

Amerika2 hafta önce

Facebook muhbiri: Şirket kar etmeyi toplumun menfaatinin önüne koydu

Genel1 ay önce

Porsuk ağacında kanser hücrelerini küçültüp yok eden ilaç bileşiği tespit edildi

Bilim1 ay önce

Singapur’da asayişi robotlar sağlayacak

Çin2 ay önce

Çin’de 6 ve 7 yaşındaki öğrencilere yazılı sınav yapılması yasaklandı

Genel2 ay önce

Sulama için güneş sistemi kurdu, elektrik masrafından kurtuldu

Latin Amerika2 ay önce

“Türkiye ile geleceğe birlikte bakmalıyız”

Çin2 ay önce

İkinci Taliban dönemi kime yarayacak?

Çin2 ay önce

“BAE’de Çin’in gizli hapishanesinde Uygurlar zorla alıkonuluyor”

Genel2 ay önce

Bozkurt’taki HES santralinin ÇED raporu kıyağı yapılan sahibi

Amerika2 ay önce

İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth’in oğluna ABD’de sübyancılık davası açıldı

Genel2 ay önce

BM’den ‘Afganistan’da savaş suçları ve insanlığa karşı suçlara varabilecek ihlaller’ uyarısı

Genel2 ay önce

Burhan Kuzu’nun ‘gayriresmi’ danışmanı Sinan Çiftçi: Birçok olayı Berat Albayrak’a çözdürürdü rahmetli

Amerika2 ay önce

Kanada’da Katolik Kilisesinin hayır kurumu statüsünün iptali için kampanya başlatıldı

Genel3 ay önce

Turizm Bakanı Ersoy’un orman yangın üssünü otel alanına dönüştürdüğü ortaya çıktı

Türkiye3 ay önce

RTÜK’ten orman yangını haberlerine ağır ceza tehdidi

Genel3 ay önce

Trakya’da yer altı sularının yüzde 85’i tükendi

Bilim3 ay önce

İdrar testi ile kanser hücresi tespit edilebilecek

Çin3 ay önce

Belçika istihbaratı Çinli firmaların akıllı telefonlarına karşı uyardı

Dünya3 ay önce

Dünya üzerinde büyücülük faaliyetlerinde büyük artış görülüyor

Doğu Türkistan3 ay önce

Uygurların Çin’e iadesine tepki amacıyla düzenlenecek protesto Valilik tarafından iptal edildi

Amerika3 ay önce

ABD Kongresi’nde Uygur Grubu kuruldu

Asya3 ay önce

Taliban karşısında Afgan hükumeti hayatta kalma kavgası veriyor

Yorumlar

Sözde koronavirüs aşılarının k… için Abdurrahman Aydın
Sözde İçişleri Bakanı Süleyman… için Hasan
Marmara Denizi’nin dibi… için Abdurrahman Aydın
Japonya’da yeni bir örde… için Abdurrahman Aydın
Metafizik savaşta bozguna uğra… için Abdurrahman Aydın
Vatandaşa tam kapanma eziyeti… için Abdurrahman Aydın
İngiltere’de aşı yaptıra… için Abdurrahman Aydın
Etna Yanardağı tekrar lav püsk… için Abdurrahman Aydın
Reuters: Büyük Türk bankaları… için Abdurrahman Aydın
İsrail’de Pfizer/BioNTec… için Abdurrahman Aydın
Japonya’da yanardağ patl… için Abdurrahman Aydın
İsrail’de Pfizer-BioNTec… için Abdurrahman Aydın
Endonezya’da kayıp deniz… için Abdurrahman Aydın
Fransa’da askerlerden Macron… için Hasan
Rusya, cuma günü itibariyle Uk… için Abdurrahman Aydın

Öne Çıkanlar

Copyright © Haber Özel TV sitesi bir Akademi Dergisi - Mehmet Fahri Sertkaya projesidir.