Connect with us

Asya

Pakistan-Hindistan diyaloğunda BAE arabuluculuğu iddiası

17 Nisan 2021 – 12:21

Pakistan-Hindistan ilişkileri bu yılın Şubat ayının sonunda başlayan bir yumuşama dönemine girmiş durumda.

Pakistan-Hindistan ilişkileri bu yılın Şubat ayının sonunda başlayan bir yumuşama dönemine girmiş durumda. Pakistan kontrolündeki Keşmir toprakları ile Hindistan kontrolündeki Keşmir toprakları arasında de facto uluslararası sınır kabul edilen hatta ateşkesle başlayan bu süreç, iki ülke başbakanları arasında mektuplaşma ve Pakistan Başbakanı İmran Han ile Genelkurmay Başkanı Kamar Cavid Bacva’nın yumuşamayı destekleyen demeciyle devam etti. Bacva, Pakistan’ın ilk kez düzenlediği İslamabad Güvenlik Diyaloğu Konferansında yaptığı konuşmada mealen maziyi unutmanın zamanının geldiğini, Hindistan bazı adımlar atar ve özellikle Keşmir’deki durum bağlamında elverişli iklim yaratırsa ikili ilişkilerin normalleşebileceğini söyledi. Bacva’nın konuşması Pakistan ordusunun da bu sürece destek vererek dahil olduğunun da bir göstergesi. Ardından Hindistan Başbakanı Narendra Modi, terör ve düşmanlık havasının ortadan kalkması durumunda Hindistan’ın tüm komşularla dostane ilişkiler sürdürmek istediğini söyleyen bir mektubu İmran Han’a gönderdi. İmran Han da mektuba aynı olumlu tonda yanıt verdi. Pakistan medyası son olarak ikili ilişkilerdeki tamiratın 2018 yılında başladığını ve süreci baltalayabilecek olaylara rağmen görüşmelerin üçüncü ülkelerde gizli buluşmalarla devam ettirildiğini yazdı. Daha da önemlisi, bu süreçte perde arkasında arabulucu olarak rol oynayan aktörün de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olduğu ısrarla vurgulanıyor.

​​​​​​​Güney Asya’da arabuluculuk​​​​​​​

Güney Asya 20. yüzyılda Afganistan-İran, Afganistan-Pakistan, Hindistan-Pakistan arasında çok sayıda arabuluculuk misyonuna şahitlik etti. 1935 yılında Türkiye, İran ile Afganistan arasında yaşanan sınır sorununda resmî olarak, iki tarafın da talebiyle arabuluculuk rolü üstlendi. Türkiye’den bir heyetin mezkûr sınırı ziyareti sonrasında verdiği karar her iki ülke tarafından kabul edilmişti.

Türkiye’nin de içinde bulunduğu bir grup ülke (Mısır, Irak ve Suudi Arabistan) bu kez 1955 yılında Pakistan ile Afganistan ilişkilerinde büyük bir gerginlik ortaya çıkınca arabulucu rolüne soyundu. Afganistan, Türkiye’nin Pakistan yanlısı olacağını düşünerek Türkiye’nin arabuluculuğunu istemezken, Pakistan da Suudi Arabistan’ın arabuluculuğuna soğuk bakmıştı. 1962 yılında yine Türkiye, bu kez Hindistan hükumetinin de talebiyle Başbakan İsmet İnönü’nün Keşmir sorununda Pakistan’la aralarında arabulucu olmasını istedi.

Türkiye’nin kabul ettiği bu süreçte bazı adımlar atıldı ama sonuçta herhangi bir yere varılamadı. Suudi Arabistan ve Türkiye gibi ülkelerin teşviki, 1971 savaşının ardından Doğu Pakistan’ın Batı’dan ayrılarak “Bangladeş” olarak bağımsızlığını kazanmasından sonra, Pakistan’ın o zamanki adıyla İslam Konferansı Örgütü’nün 1974’te Lahor’da gerçekleştirdiği toplantıdan hemen önce Bangladeş’i tanıyacağını duyurması ve konferansa davet etmesinde etkili olmuştu. Bu örneklerin de gösterdiği gibi, Arap ülkelerinin Güney Asya’da arabulucu rol oynaması Suudi Arabistan’ın nadiren oynadığı rol dışında sık karşılaştığımız bir durum değildi.

Biden döneminde de özellikle Çin-ABD ilişkilerinde artan gerilimin bir sonucu olarak Hindistan-ABD ilişkilerinin hız kesmesini kimse beklemiyor; aksine, Batılı medya geçtiğimiz günlerde 2020 yılının Ekim ayında Bombay’da meydana gelen ve şehri felç eden elektrik kesintisinin Çin’in siber saldırısı sonucu gerçekleştiğini iddia eden yazılara yer verdi. Dolayısıyla, Hindistan giderek sertleşen Çin-ABD rekabetinin cephe ülkesi olarak konumlandırılmış durumda.
Aksine geçmişte en azından bazı durumlarda Ortadoğu’da çatışma veya anlaşmazlık durumlarında Pakistan arabulucu rolü oynar veya askeri desteğiyle kritik müdahalelerde bulunurdu. Örneğin, Pakistan Devlet Başkanı Ziya’ül Hak herhangi bir etkisinin olma ihtimalinin düşük olduğunu bile bile, İran-Irak savaşında (1980-1988) arabuluculuk rolüne soyundu.

Son yıllarda farklı anlarda Pakistan, İran ve Suudi Arabistan arasında gerilimi düşürmeye çalıştı, arzu edilirse arabulucu rolü oynamaktan memnun olacağını bildirdi. 1970’te ise Ürdün’de bulunan silahlı Filistinli gruplar rejimle ters düşüp Ürdün ordusuyla savaşa girince, içlerinde o dönem alt rütbeli bir subay olan Ziya’ül Hak’ın da bulunduğu Pakistanlı danışmanların Ürdün rejimine verdiği askeri destek, Ürdün ordusunun zaferinde kritik rol oynamıştı. Pakistan ve Hindistan arasındaki ilişkilerde ise herhangi bir Ortadoğu ülkesinin arabulucu rol oynaması, Soğuk Savaş yıllarında Hindistan daha “Filistin yanlısı” kabul edilmesine (ki Hindistan sanıldığı kadar da Filistin yanlısı olmamıştı) rağmen mümkün değildi. Hele ki bugün abartılı şekilde de olsa iddia edildiği gibi, Abu Dabi’nin geçmişte böyle bir rol oynaması ne siyasi/ekonomik nüfuzu ne de dış politika bakışı bakımından mümkündü. Bu rolün tam olarak ne olduğunu veya mevcut sürecin tam olarak hangi noktasında başladığını bilmesek de Pakistan’ın geçen sene yaz aylarında Abu Dabi ve Riyad’ı neredeyse Keşmir’i satmakla suçlamasına rağmen ortaya çıkması Pakistan-Körfez ilişkilerinde değişen güç dengesini göstermesi bakımından önemli.

Pakistan-Körfez güç dengesi

Pakistan, Hindistan’ın Keşmir’in anayasal statüsünü 2019’da değiştirmesinden sonra Hindistan’da diplomatik temsil seviyesini düşürdü ve bu ülkeyle olan ticari ilişkilerini askıya aldı. Ardından küresel ölçekte bir diplomasi atağına kalkıştı ve Modi yönetiminin Hindistan’ın çoğulculuk, demokratik sivil-asker ilişkileri, seküler yapısı, demokratik niteliğinin altını oyan bir ideolojiye sahip olduğunu, “dünyanın en büyük demokrasisi” Hindistan’ın tehlikede olduğunu dünyaya duyurmaya çalıştı. Pakistan, Çin’in yardımıyla BM Güvenlik Konseyi ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) başta olmak üzere uluslararası kuruluş ve platformlarda Hindistan’ın Keşmir’de attığı tek taraflı adımları ve insan hakları ihlallerini dünyaya duyurmaya çalıştı. Ancak bu yoğun çalışma sonuç vermedi.

Suudi Arabistan ve BAE, Pakistan’ın Keşmir konusunu İİT gündemine sokma konusunda gösterdiği ısrarlı tavırdan ve aksi durumda Keşmir’i konuşacak alternatif bir Müslüman devletler grubuna yönelebileceği söyleminden rahatsız oldular. Öyle ki Suudi Arabistan’ın daha önce Pakistan’a verdiği kredinin geri ödeme vadesini uzatmadığı, Pakistan’ın da bu nedenle Çin yardımıyla bu borcu ödeme yoluna gittiği haberleri ortaya atıldı. BAE’nin geçtiğimiz haftalarda Pakistanlılar için vize kısıtlamasına gideceği açıklamasını yapması, zaten pandemi sürecinde göçmen işçilerin yaşadığı türlü sıkıntılardan, tıpkı Ürdün-Körfez ilişkilerinde olduğu gibi Pakistan’ın yumuşak karnını bir kez daha ortaya koydu. Üstelik, İsrail ve bazı Körfez ülkeleri arasında “normalleşme” adımları gündeme geldiğinde Pakistan’ın adı da ortaya atıldı ve bir anda Pakistan’ın bazı Körfez ülkeleri tarafından İsrail’i tanıması için baskı gördüğü iddiaları medyaya yansıdı. Hindistan-Suudi Arabistan ve Hindistan-BAE ilişkileri ise son birkaç yılda başta siyasal İslam’ın düşmanlaştırılması, “terörle mücadele”, artan ticari ilişkiler ve Körfez güvenliği üzerinden ciddi yakınlaşmaya sahne oldu.

Nihayetinde İİT geçtiğimiz Aralık ayında yaptığı Dışişleri Bakanları toplantısında Keşmir’e atıf yapmakla yetindi. ABD’nin ise Trump döneminde Keşmir konusunda herhangi bir adım atmasını zaten kimse beklemedi. Biden yönetiminden de Hindistan’a yönelik daha çok Hindistan içerisindeki demokratik erozyondan ötürü insan hakları eleştirileri beklense de Pakistan’ı bu noktada memnun edecek bir politika zaten beklenmemeli. Oldukça kötü durumda olan Pakistan ekonomisi ise pandemi sürecinde daha da kötüye gitmiş durumda. Pakistan kontrolündeki Keşmir toprakları ile Hindistan kontrolündeki Keşmir toprakları arasında de facto uluslararası sınır kabul edilen hatta ateşkesle başlayan bu süreç, iki ülke başbakanları arasında mektuplaşma ve Pakistan Başbakanı İmran Han ile Genelkurmay Başkanı Kamar Cavid Bacva’nın yumuşamayı destekleyen demeciyle devam etti.

Diyaloğun mantığı

Bu durumda iki ülke neden böyle bir sürece girdiler? Her iki ülke de medyaya yansıttıkları tutumlarına rağmen ikili ilişkilerdeki tarihsel sorunların herhangi bir Körfez ülkesinin veya bir büyük gücün araya girmesiyle çözülemeyeceğinin gayet farkında. Hindistan zaten, 1965 savaşından sonra Keşmir konusunda herhangi bir üçüncü ülkenin arabuluculuğuna tamamen karşı; sorunun sadece iki ülke arasında müzakere ile çözülebileceği tezini savunuyor. Hindistan’ın Keşmir’de herhangi bir taviz verme olasılığı veya samimi diyalog kurma gibi bir niyeti olup olmadığı da meçhul. BAE’nin arabulucu olarak Keşmir konusunda Hindistan’ı, Keşmir’in bağımsızlığı için müzakere masasına oturma veya sadece Keşmir’de 2019’da attığı adımdan geri dönmek konusunda bile bir tavize teşvik ettiğine, edebileceğine dair bir işaret yok. Diğer yandan, Hindistan bu ılımlı tavrıyla, Keşmir politikası ve ülke içindeki otoriterleşme konularında ABD’den gelecek eleştirilerin önünü bir miktar alabilir. Pakistan ise Hindistan’ı Keşmir’in anayasal statüsünü değiştirme adımlarını geri almaya ikna edemeyecekse bile en azından kalıcı bir demografik dönüşüme gitmesini erteletebilir. Pakistan’ın bu süreçte Keşmir’de Pakistan toprakları kaynaklı herhangi bir silahlı saldırıya izin vermeyeceğini deklare etmesi ise Pakistan’ın bir süredir devam eden, terörle anılan imajını düzeltme çabalarıyla uyumlu.

Pakistan Trump yönetiminin son yıllarında dünyadaki imajını düzeltme çabalarına girişmişti. Pakistan’da “ekonomi güvenliğini” gerçekleştirmeyi hedef alan, dış ticareti artırmayı, ABD ile olan ilişkilerde Pakistanlı iş insanlarını ve lobileri daha yapıcı şekilde kullanmayı, dış ilişkileri çeşitlendirmeyi milli güvenlik gereksinimi olarak gören yeni bir yaklaşım var. Bunun da temel nedeni, eski politika (savaş) Keşmir’de herhangi bir
ilerlemeye neden olmamasının yanı sıra Hindistan’ın ekonomik anlamda ilerleyişinin de (ve bununla birlikte silahlanmasının) hızla devam etmesi. Biden döneminde de özellikle Çin-ABD ilişkilerinde artan gerilimin bir sonucu olarak Hindistan-ABD ilişkilerinin hız kesmesini kimse beklemiyor; aksine, Batılı medya geçtiğimiz günlerde 2020 yılının Ekim ayında Bombay’da meydana gelen ve şehri felç eden elektrik kesintisinin Çin’in siber saldırısı sonucu gerçekleştiğini iddia eden yazılara yer verdi. Dolayısıyla, Hindistan giderek sertleşen Çin-ABD rekabetinin cephe ülkesi olarak konumlandırılmış durumda. Bu da Hindistan’daki tüm insan hakları ihlalleri ve otoriterleşmenin, ayrıca Keşmir’de attığı adımların görmezden gelinebileceğini gösteriyor. Bu nedenle de Pakistan, iki dosyayı kullanarak Biden yönetimiyle ilişkileri doğru şekilde yürütmek istiyor: Afganistan’da barış sürecine yardım etmek ve terörle anılan bir ülkeden Güney Asya’da barışı isteyen ülkeye geçiş yapmak.

[Doç. Dr. Ömer Aslan Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde görev yapmaktadır]

Devamını okuyun
Yorum yapmak için tıklayınız

Bir yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çin

Komünist Çin’in Uygur Türklerine mezalimini, bizzat eski bir işkenceci anlattı

5 Ekim 2021 – 17:05

İşgal ettiği Doğu Türkistan’da uzun bir süredir Uygur Türklerine soykırım uygulayan Çin’in toplama kamplarında işlediği insan hakları ihlallerine ilişkin bir itirafçı daha ortaya çıktı.

Toplama kamplarında çalıştığını belirten ve gerçek ismi yerine sadece Jiang olarak anılan eski işkenceci, Uygur Türklerine uygulanan işkenceleri anlattı.

CNN’e açıklama yapan eski işkenceci, Uygur Türklerinin evlerine şafak baskınları düzenlediklerini “Onları gece vakti şiddet kullanarak yakalıyorduk. Eğer bir bölgede 100 tane olduğunu biliyorsak onların hepsini yakalamamız gerekiyordu” sözleriyle anlattı.

CNN’e toplama kamplarında yaşananları anlatan Jiang, “Onları yere düşene ve vücutları şişene kadar tekmeliyor ve dövüyorduk. Yerde ağlayana kadar devam ediyorduk. Sorgu süreci kapsamında yakalanan her yeni Uygur Türkünü dövüyorduk. Kadın, erkek ve 14 yaşına kadar çocuklar da buna dahildi” diye konuştu.

Toplama kamplarına attıkları soydaşlarımızı tavandan asarak elektrik verdiklerini ve cinsel saldırıda bulunduklarını belirten Jiang, “Onlara yemek ve su verilmiyordu ve bazen günlerce uyanık kalmaya zorlanıyorlardı. Herkesin farklı bir metodu vardı. Bazıları levye kullanıyordu diğerleri de üzerinde asma kilit olan demir zincir” dedi.

“Bunlar Sıradan İnsanlardı…”


Kamplara kapatılan insanların “terör” suçu işledikleri iddiasıyla yakalandıklarını belirten Jiang, “Fakat bu kişilerin hiçbirinin suç işlediğini sanmıyorum. Bunlar sıradan insanlardı” ifadelerini kullandı.

Röportaj verdiği CNN’e polis üniformasını, işkence fotoğraflarını ve videolarını gösteren Jiang kamplarda çalışan bazı kişilerin bunu iş olarak gördüğünü belirterek “Fakat bazıları psikopattı” şeklinde konuştu.

Polis olarak 10 yılı aşkın süre görev yaptıktan sonra toplama kampında görevlendirildiğini belirten Jiang, “Her görevlinin bir kotası vardı. Dolayısıyla bütün polisler ve görevliler Uygur Türklerini yakalamak için tetikteydi. Herkesin hedefini tutturması gerekiyordu” diyerek Çin zulmünü anlattı.

Elektriği Cinsel Organlarına Veriyorduk”


Köylerdeki ağaların ya da muhtarların düzenledikleri toplantılarda köylerde yaşayan tüm Türkleri yakaladıklarını belirten Jiang, “Tek bir yılda 900.000 Uygur ya da diğer azınlıklardan insanın yakalandığını biliniyordu. Eğer polisler de bu sürece dahil olmak istemezlerse onlar da hapse atılıyordu” ifadelerini kullandı.

Toplama kamplarına kapatılan Uygur Türklerine elektrik verdiklerini belirten Jiang, “Elektriği cinsel organlarına veriyorduk” dedi.

Uygur Soykırımı


Çin’in işgalci olarak bulunduğu Doğu Türkistan’da 2014’ten bu yana sürdürdüğü Uygur Soykırımı, Hollanda, İngiltere, Kanada, ABD gibi birçok ülke tarafından resmi olarak tanınıyor.

Uluslararası insan hakları örgütlerinin raporlarına göre 1 ile 3 milyon Uygur, Kazak, Kırgız ve Özbek Türkü toplama kamplarında tutuluyor ve bu kamplarda tutulan esirler sistematik olarak işkence, tecavüz ve köleleştirmeye tabi tutuluyor.

Bunun yanında Uygur Türklerini hedef alan sistematik soykırımı durdurmasına yönelik çağrılara “radikal İslamcı terörizmle mücadele ettikleri” iddiasıyla yanıt veren ÇKP, terör örgütü Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesi halinde kurulacak olan hükümeti tanıyacağını açıkladı. Bu durumda Çin, terör örgütü Taliban’ın kuracağı sözde hükümeti tanıyan ilk ülke olacak.

Tamamını okuyun

Çin

Çin’de 6 ve 7 yaşındaki öğrencilere yazılı sınav yapılması yasaklandı

30 Ağustos 2021 – 15:03

Çin Eğitim Bakanlığı, öğrencilerin karşılaştığı baskıyı etkili bir şekilde hafifletmek amacıyla zorunlu eğitim kapsamında okulların sınav sayısını büyük oranda azaltmasına ilişkin genelge yayımladı.


BBC’nin haberine göre, Çin’in eğitim alanındaki reformların bir parçası olarak Eğitim Bakanlığından yapılan açıklamada, bu baskının öğrencilerin ‘fiziksel ve zihinsel sağlığına’ zarar verdiği kaydedildi.


Açıklamada, “Sınavlar eğitimin gerekli bir parçasıdır ancak bazı okullarda çok sık tekrarlanan sınavlar gibi öğrencilere aşırı yük getiren sorunlar var. Bu durumun düzeltilmesi gerekir” değerlendirmesi yer aldı.


Yeni kurallarla ayrıca Çin’de bir okulun dönem başına belirleyebileceği test ve sınav sayısı da sınırlandı.


Açıklamada, “İlkokul birinci ve ikinci sınıfların yazılı sınava girmelerine gerek kalmayacak. Diğer sınıflar için okul her dönem bir final sınavı düzenleyebilir. Ortaokul için ara sınavlara izin verilir” ifadesi kullanıldı.


Çin’in sosyal medya platformu Weibo’da bazı kullanıcılar kararın, çocuklar üzerindeki baskıyı hafifletmek için doğru yönde atılmış bir adım olduğunu ifade ederken, bazıları okulların yetenekleri sınavsız nasıl test edip ölçeceğini sorguladı.

Tamamını okuyun

Çin

İkinci Taliban dönemi kime yarayacak?

24 Ağustos 2021 – 17:33

Afganistan için Rus ve İngiliz imparatorlukları 19. yüzyılda, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği de 20. yüzyılda savaştı.


Reuters’ta yayınlanan bir analize göre, Taliban’ın oldukça stratejik Afganistan’da yönetimi ele geçirmesinin ardından Pakistan ve Çin’in bu bölgedeki kontrolü artacak.
Pakistan’ın Taliban ile derin bağları var ve Kabil’de ABD destekli hükumete karşı savaşan İslamcı grubu desteklemekle suçlanıyor. İslamabad tarafından reddedilen bu suçlamaların doğruluğunu artık neredeyse tartışan yok.


Taliban geçen hafta Kabil’i ele geçirdiğinde, Pakistan Başbakanı İmran Han, Afganların “kölelik zincirlerini” kırdığını söylemişti.


Pakistanlı yetkililer hükumet kurma sürecinin içinde


Taliban hükumet modeline karar vermek için görüşmelerde bulunurken, basında çıkan haberlere göre bazı Pakistanlı yetkililer sürecin içinde yer alıyor.
İslamabad’daki Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Pakistan’ın Afganistan’da bölgede barış ve istikrarı sağlayan kapsayıcı bir siyasi çözüm istediğini, ancak “ana rolün Afganlara ait olduğunu” da sözlerine ekledi.
Afganistan’da daha önce hiçbir katılımı olmayan ancak Pakistan ile güçlü bir ittifakı olan Çin, elektrikli araçlar için önemli bir bileşen olan büyük lityum rezervleri de dahil olmak üzere ülkenin maden zenginliğinin cazibesine kapılan Taliban’a bir zeytin dalı uzattı.
Çin ayrıca Karakurum dağlarından Pakistan’a giden dar kara yolunu daha güvenli hale getirmenin yolunu arıyor.

Bunun yanı sıra askeri gerginlik yaşanan Hindistan var. Yaklaşık iki yıldır Çin ve Hindistan arasında tartışmalı sınır hattı boyunca iki ülke çekişme içinde. Hindistan, Pakistan’ın en eski ve köklü düşmanı olması nedeniyle Kabil’deki devrik rejimin önemli bir destekçisiydi ve hem Pakistan hem de Çin, Taliban tarafından yönetilen bir Afganistan’da kilit oyuncular haline geldikçe, Yeni Delhi’nin bölgedeki endişesi artıyor.
Ancak Çin, Taliban’a ulaşmadaki asıl amacının batı Sincan bölgesini Afganistan’da sığınak arayabilecek Pekin karşıtı Doğu Türkistan İslami Hareketi (ETIM) militanlarından korumak olduğunu söylüyor.
Şiuan Üniversitesi’nde Güney Asya çalışmaları profesörü Zhang Li, “Pakistan, Hindistan’a karşı Afganistan’dan yararlanmayı düşünüyor olsa da, Çin için durum böyle değil” diyor ve ekliyor:
“Çin’in şu anda birincil endişesi, Taliban’ın kapsayıcı ve ılımlı bir rejim inşa etmesi ve böylece terörün Sincan’a ve bölgeye sıçramaması. Bunun ötesinde başka ne hesap varsa daha sonra geliştirilecektir.”


ETİM sadece bir mazeret mi?


ABD hükumeti ise ‘ETIM’in artık resmi bir örgüt olarak bile var olmadığını ve bunun Çin’in Sincan bölgesindeki Uygurlar da dahil olmak üzere çeşitli Müslüman etnik grupları baskı altına almak için kullandığı bir mazeret olduğunu söylüyor. Çin elbette tüm suçlamalarını reddediyor.
Yeni Delhi’deki Politika Araştırmaları Merkezi’nde stratejik çalışmalar profesörü olan Brahma Chellaney, “Oportünist bir Çin, maden açısından zengin Afganistan’a stratejik yaklaşacaktır.” diyerek Çin’in Taliban’ın Afganistan’ı yönetmek için ihtiyaç duyduğu iki şeyi sağlama ihtimalinin çok önemli havuçlar olduğunu söylüyor: Diplomatik tanınma ve altyapı ile ekonomik yardımlar.


New York’taki Ithaca Koleji’nde ders veren siyasi yorumcu Raza Ahmad Rumi, Afganistan el değiştirip Taliban’a geçtiğinde Pakistan’da sosyal medya ve TV ekranlarında tanık olunan sevincin büyük ölçüde Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin Hindistan ile yakın bağlantıları olması olduğunu belirtiyor. “Bu nedenle Pakistan halkı Afganistan’ın Hindistan etkisinden çıkartılarak Pakistan etkisine girmesini memnuniyetle karşılıyor” diyor.
Pakistan çeşitli siyasi manevralar için Afganistan’ı kullanabilir
Hindistan açısından Pakistan kontrolündeki bir Afganistan büyük bir risk oluşturuyor. Pakistan’ın Taliban’ı kullanarak siyasi manevralar yapması mümkün. Bu tür şeyler daha önce yaşanmıştı.
Örneğin 1999’da Indian Airlines uçağı kaçırılmış ve sonunda Afganistan’ın güneyindeki Kandahar’a indirilmişti. Yeni Delhi, yolcuların geri dönüşü karşılığında hapishanelerindeki üç üst düzey Pakistanlı militanı serbest bırakmak zorunda kalmış ve Taliban, hava korsanlarının ve serbest bırakılan mahkumların Pakistan’a gitmesine izin vermişti.
Hindistan’ın eski Kabil büyükelçisi Jayant Prasad, “Bugün pozisyonumuz gerçeğe uyum sağlamak. Afganistan’da uzun vadeli düşünmeliyiz. Bitişik bir sınırımız yok ama orada çıkarlarımız var” dedi.
Kabil’de geçen hafta şehre baskın yaptıktan sonra silahlı Taliban adamları tarafından basılan parlamento binası da dahil olmak üzere, Hindistan’ın Afganistan’ın küçük ve büyük 34 vilayetinin her birinde, kalkınma projeleri vardı.
Hindistan için oyun bitmiş sayılmaz
Güney Asya üzerine üç kitabın yazarı ve eski bir Reuters gazetecisi olan Myra MacDonald, Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinin Hindistan için bir aksilik olduğunu, ancak tüm bu gelişmelerin Yeni Delhi için oyunun bittiği anlamına gelmediğini söyledi ve şöyle devam etti:
“Bu geçmişin tekrarı değil. 11 Eylül öncesi günlerde olduğu gibi Afganistan’da İslamcı terörün patlamasına izin verme konusunda herkes bu sefer çok daha dikkatli olacak. Hindistan bu kez Pakistan’dan ekonomik olarak çok çok daha güçlü.”
Taliban’ın üst düzey bir üyesi Reuters’e verdiği demeçte, yoksul Afganistan’ın İran, ABD ve Rusya da dahil olmak üzere bölgedeki ülkelerin yardımına ihtiyacı olduğunu söylemişti.


Grubun karar alma yetkisine erişimi olan Vahedullah Haşimi, “Onlardan bize yardım etmelerini, özellikle sağlık sektörü, iş sektörü ve madencilik sektörü olmak üzere halkımızı desteklemelerini bekliyoruz. Bizim işimiz onları bizi kabul etmeye ikna etmek” dedi.

Tamamını okuyun
Advertisement
Amerika2 gün önce

Kansere neden olduğu için ceza alan ABD’li şirket Johnson & Johnson’dan iflas oyu

Genel6 gün önce

Su ve gıda ile bulaşan yeni salgın: Norovirüs

Çin2 hafta önce

Komünist Çin’in Uygur Türklerine mezalimini, bizzat eski bir işkenceci anlattı

Amerika2 hafta önce

Facebook muhbiri: Şirket kar etmeyi toplumun menfaatinin önüne koydu

Genel1 ay önce

Porsuk ağacında kanser hücrelerini küçültüp yok eden ilaç bileşiği tespit edildi

Bilim1 ay önce

Singapur’da asayişi robotlar sağlayacak

Çin2 ay önce

Çin’de 6 ve 7 yaşındaki öğrencilere yazılı sınav yapılması yasaklandı

Genel2 ay önce

Sulama için güneş sistemi kurdu, elektrik masrafından kurtuldu

Latin Amerika2 ay önce

“Türkiye ile geleceğe birlikte bakmalıyız”

Çin2 ay önce

İkinci Taliban dönemi kime yarayacak?

Çin2 ay önce

“BAE’de Çin’in gizli hapishanesinde Uygurlar zorla alıkonuluyor”

Genel2 ay önce

Bozkurt’taki HES santralinin ÇED raporu kıyağı yapılan sahibi

Amerika2 ay önce

İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth’in oğluna ABD’de sübyancılık davası açıldı

Genel2 ay önce

BM’den ‘Afganistan’da savaş suçları ve insanlığa karşı suçlara varabilecek ihlaller’ uyarısı

Genel2 ay önce

Burhan Kuzu’nun ‘gayriresmi’ danışmanı Sinan Çiftçi: Birçok olayı Berat Albayrak’a çözdürürdü rahmetli

Amerika2 ay önce

Kanada’da Katolik Kilisesinin hayır kurumu statüsünün iptali için kampanya başlatıldı

Genel3 ay önce

Turizm Bakanı Ersoy’un orman yangın üssünü otel alanına dönüştürdüğü ortaya çıktı

Türkiye3 ay önce

RTÜK’ten orman yangını haberlerine ağır ceza tehdidi

Genel3 ay önce

Trakya’da yer altı sularının yüzde 85’i tükendi

Bilim3 ay önce

İdrar testi ile kanser hücresi tespit edilebilecek

Çin3 ay önce

Belçika istihbaratı Çinli firmaların akıllı telefonlarına karşı uyardı

Dünya3 ay önce

Dünya üzerinde büyücülük faaliyetlerinde büyük artış görülüyor

Doğu Türkistan3 ay önce

Uygurların Çin’e iadesine tepki amacıyla düzenlenecek protesto Valilik tarafından iptal edildi

Amerika3 ay önce

ABD Kongresi’nde Uygur Grubu kuruldu

Asya3 ay önce

Taliban karşısında Afgan hükumeti hayatta kalma kavgası veriyor

Yorumlar

Sözde koronavirüs aşılarının k… için Abdurrahman Aydın
Sözde İçişleri Bakanı Süleyman… için Hasan
Marmara Denizi’nin dibi… için Abdurrahman Aydın
Japonya’da yeni bir örde… için Abdurrahman Aydın
Metafizik savaşta bozguna uğra… için Abdurrahman Aydın
Vatandaşa tam kapanma eziyeti… için Abdurrahman Aydın
İngiltere’de aşı yaptıra… için Abdurrahman Aydın
Etna Yanardağı tekrar lav püsk… için Abdurrahman Aydın
Reuters: Büyük Türk bankaları… için Abdurrahman Aydın
İsrail’de Pfizer/BioNTec… için Abdurrahman Aydın
Japonya’da yanardağ patl… için Abdurrahman Aydın
İsrail’de Pfizer-BioNTec… için Abdurrahman Aydın
Endonezya’da kayıp deniz… için Abdurrahman Aydın
Fransa’da askerlerden Macron… için Hasan
Rusya, cuma günü itibariyle Uk… için Abdurrahman Aydın

Öne Çıkanlar

Copyright © Haber Özel TV sitesi bir Akademi Dergisi - Mehmet Fahri Sertkaya projesidir.